23 günlük Hindistan seyahatim sona erdi.
Yola çıkarken yine ne beklediğimi bilmiyordum. Hayattan da genelde çok net beklentilerim olmuyor. Sadece sağlıkla ve neşeyle geçmesini dilemiştim. Öyle de oldu. Günlerim gerçekten sorunsuz ve sıkıntısız geçti. Bunları biraz yazmak istiyorum. Belki sosyal medya hesabımda paylaşırım, belki sadece anılarım kaybolmasın diye… Ama unutmak istemiyorum.



En son 2010 yılında Amerika’dan yalnız başıma dönmüştüm. Bu kadar uzun ve bilinmeyene doğru bir yolculuğu tek başıma yapmayalı çok olmuştu. Bu yüzden epey gergindim. Yanımda biri olduğunda gerginliği paylaşmak ve üstesinden gelmek benim için daha kolay oluyor. Bilmiyorum, herkes böyle mi… Ama yalnızken bir güvensizlik hissi çöküyor insana. Gerginlik daha görünür oluyor. “Nerede aktarma yapacağım? Havaalanı nasıl bir yer olacak? Diğer uçağı zamanında bulabilecek miyim? Kontrollerde sorun çıkar mı? Hindistan’da ayarlanan taksiyi bulabilecek miyim? Dört saatlik taksi yolculuğu, hiç bilmediğim bir yerde nasıl geçecek?” Sonuçta Hindistan’dan bahsediyoruz. Trafiği bize göre ters akan, inanılmaz kalabalık, karmaşık, kornaların hiç susmadığı kocaman bir ülke. Gittiğim yer de evime göre neredeyse dünyanın öbür ucu. Bir yandan da tüm bunların aslında birer challenge olduğunu biliyorum. Bu gerginliğin büyük ölçüde sebepsiz olduğunun farkındayım. Evet, riskler var ama hem kendime hem de önceden yapılan plana güveniyorum. Nitekim seyahat sorunsuz bir şekilde akıp gitti. Hem çok rahattım, hem yalnız seyahat etmeyi özlediğimi fark ettim hem de her şey yolunda gittikçe insanda bir özgüven artışı oluyor. Sizde de öyle oluyor mu?



Aktarma yapılan Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Sharjah Havalimanı meğer Dubai’ye çok yakınmış ya da Dubai imiş. Bilmiyorum. Tüm yolculuk boyunca gidiş ve dönüşte cam kenarında oturdum. Bulutların üzerinde olma hissi çok acayip değil mi? Sonuçta insanız, uçamıyoruz. Bu hissi yaşamak, bunu görmek ve izlemek bana gerçekten keyif veriyor. Sharjah Havalimanı’nda Wi-Fi vardı. Bağlanıp aileme haber verdim. Çünkü haber vermeden devam edemem. Geride kalanlar ne zaman, nerede ve nasıl olduğumu bilmeliler 🙂 Bu, ailemizde konuşulmamış bir kural gibidir. Baskıcı bir yerden gelmez; sadece herkes birbirinin nerede olduğunu bilir. Bu da insana büyük bir güven duygusu veriyor. Bu kadar uzakta olmak sadece benim için değil, ailem için de bir challenge. Hepimizin bu süreçte bir şeyler öğrenmesi, seyahati gözümde daha da verimli kılıyor. Abim bana “Şu an Dubai’desin” dedi. Ben ise o kadar sonuca odaklıydım ki, nerede olduğumu isim olarak bilmek, doğru yerde olduğumu teyit etmek benim için yeterliydi. Uçak inerken camdan aşağı baktığımda, şehrin cetvelle çizilmiş gibi duran kusursuz gece ışıklarını gördüm. “Ne kadar düzenli bir şehir” diye düşündüm ama oranın neresi olduğunu hiç sorgulamadım. Anı yaşamayı kaçırdığım bir anımdır bu 🙂
İlk uçakta yanımda, iki çocuklarıyla seyahat eden Hintli bir baba ve Avrupalı bir anneden oluşan bir aile vardı. Onların da Chennai uçağına binecek olmaları beni daha da güvende hissettirdi. Kime, nasıl bir katkı sunduğumuz bazen hiç belli olmuyor. Onların beni güvende hissettirdiğinden haberleri bile yoktu.



Sorunsuz bir şekilde tüm giriş-çıkışları ve uçuşları tamamladım. Bavulumu aldım ve Chennai Havalimanı çıkış kapısına geldim. Tam o anda içimde yine bir gerilim yükseldi. Taksiciyi nasıl bulacağım? Oysa biliyorum; adımın yazılı olduğu bir kâğıtla beni bekleyecek. Ama gel de zihni böyle anlarda kontrol et. Seyahatimin ana amacı zaten zihin Çıkış kapısında büyük bir kalabalık vardı. Artık Hindistan’dayım çünkü. Bu, ilk başta insanı şaşırtan ama sonra olağanlaşan bir durum. Daha önceki seyahatimden hatırlıyorum ama yine de insanı sarsıyor 🙂 Yaklaşık on kadar kâğıttan sonra adımı gördüm. Şoförle yan yana gelebilmek için bavullarla dolu koca bir kalabalığı aşmak gerekiyordu. Aşıldı. Arabaya ulaşmak için bu kez ana bir yol geçildi, yine bavullu kalabalıkların arasından. O da aşıldı. Şoför otoparkta bir köşe başında durdu ve “Burada bekle, arabayı getireceğim” dedi. Gitti. Beklediğim üç-beş dakika, bu yolculuğun bana en uzun gelen zamanıydı sanırım.



Yola çıktık. İlk bir saat hem heyecanlıydım hem de Chennai’nin okyanus kenarında olmasının getirdiği nem, sıcaklık ve gece olmasına rağmen hissedilen yoğunluk beni inanılmaz tetikte tuttu. Trafiği gözümden ayıramadım. Sonra susadım ve şoföre söyledim ama yanımda hiç rupi yoktu. İngilizcem çok iyi değil; seyahat ederken yetecek kadar. Ama ilk günler alışana kadar epey tutuk oluyorum. Bunu anlatırken de bayağı zorlandım 🙂Şoför bana bir su ve bir de masala çayı aldı. Tuvalete gidip gelirken bile gözünü üzerimden ayırmaması “artık güvendeyim” hissini iyice pekiştirdi. Hem uykumun gelmesi hem de bu güven duygusuyla uyudum. Trafik dışarıdan bakınca güvensiz görünse de, kendi içlerinde bir düzenleri var. Hava aydınlanınca, sonuçta 23 gün geçireceğim yere gidiyorum diye düşünüp uyandım. Çevreyi izledim, biraz video çektim, şoförle sohbet etmeye çalıştık. Yol üzerindeki kral ve kraliçe kalelerini anlattı, durup fotoğraf çekmemi sağladı. Ve en sonunda şehre girdik: Tiruvannamalai. Arunachala’nın bulunduğu şehir. Shiva’nın kendisi olarak tasvir edilen Arunachala… Fiziksel olarak kelimelerle tam ifade edemeyeceğim bir his başladı kafamda: uyuşma gibi, yukarıya çekilme gibi, karıncalanma gibi. Bazen azaldı, bazen arttı ama orada bulunduğum her an benimleydi. Sebebini bilmiyorum. Aslında çok da önemli değil.Yol boyunca pirinç tarlaları, palmiye ağaçları ve yol kenarındaki inekler eşliğinde, iki hafta konaklayacağım yere vardım. İlk hafta başka bir yerde, sonraki iki hafta ise adeta bir cennet bahçesi olan bir mekânda kaldım. Ama orayı ve hikâyesini sonra anlatacağım 🙂Tanıdık bir yüzle, canım Damla hocamla sarıldık. O da aldığı bir eğitim sebebiyle oradaydı. Büyük bavulumu ona bırakıp, bir haftalık küçük bavulumu alarak ayrıldım. Beş gece kalacağım Ramana Ashram’a doğru yola çıktım. Şehirle ilk temasım böyle oldu.Ashram’ın kapısında canım Berivan beni bekliyordu. Dünyanın bir ucunda, dostlarımın beni güvenle beklediğini bilmek inanılmaz bir zenginlik. Ramana Ashram’da konaklamak için uzun zaman öncesinden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Mevsim itibarıyla da en kalabalık dönem. Üç mevsimi var: sıcak, çok sıcak ve muson yağmurlu çok sıcak. Aralık ayı, yani “sıcak” dönem, en yoğun zaman.Bir hafta kala şansımızı denedik ve bingo! Tek kişilik bir oda bulundu. Ashram’da konaklama tamamen bağış usulü. Gönlünüzden ne kadar geçiyorsa onu veriyorsunuz. Berivan’ın rehberliğinde kaydımı yaptırdım. O, Ashram’ın içindeki konaklama odalarında kalıyordu. Ben ise Ashram’ın dışında, çok yeni ve otel konforunda bir konaklama evine yerleştim.
Seyahat için gerçekten çok şanslı bir başlangıçtı.




Sonraki yazıyı sabırsızlıkla bekliyorum🌹♥️