Geçtiğimiz aylarda Hindistan’a gitmemin asıl sebebi uzun zamandır içimde güçlü bir çağrı uyandıran bir çalışmaya katılmaktı: Hindistan’da ileri seviye Hatha Yoga Sadhana inzivası.
Toplam 14 gün süren bu inziva, şimdiye kadar katıldığım en disiplinli, en yoğun ve aynı zamanda en dönüştürücü yoga deneyimlerinden biri oldu.
İnziva Güney Hindistan’da, mistik atmosferiyle bilinen Arunachala Dağı’nın eteklerinde gerçekleşti. Özellikle Ramana Maharshi ile ilişkilendirilen bu bölge, yıllardır dünyanın farklı yerlerinden gelen uygulayıcıları kendine çekiyor.
Benim için ise bu yolculuk yalnızca Hindistan’a gitmek değil, aynı zamanda yoga pratiğini daha derin bir yerden deneyimlemek anlamına geliyordu.



Bu inziva klasik bir yoga tatilinden oldukça farklıydı. “sadhana intensive” denen bir formatta ilerliyordu. Yoga pratikleri, eğitmenimiz Swami Govindananda tarafından veriliyordu. Ancak uygulama kısmında herkes pratiğini bireysel olarak yapıyordu. Yani aynı salondaydık, aynı disiplinin içindeydik, aynı teknikleri uyguluyorduk ama herkes kendi iç yolculuğunun içindeydi. Bu yüzden inziva hem çok bireysel hem de çok güçlü bir komün hissi taşıyordu. Bazı arkadaşlarımla yıllardır tanışıyoruz. Eğitimlerde, inzivalarda, farklı yoga çalışmalarında tekrar tekrar karşılaşıp bir şekilde aynı yol üzerinde buluştuğumuz insanlar. Bazılarıyla ise ilk kez tanıştım ama sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşuz gibi yanlarında çok konforlu hissettim. Bu tür inzivalarda oluşan yoldaşlık gerçekten çok kıymetli. Aynı disiplini paylaşmak, aynı sürecin içinden geçmek ve aynı sessizliğin içinde olmak insanları çok hızlı bir şekilde birbirine yaklaştırıyor.
İnzivanın ilk günü sabah hep birlikte Arunachala Dağı’nın etrafında yürüyerek bir tür tavaf yaptık. Bu yürüyüş benim için çok unutulmaz bir başlangıç oldu. Yürümek aslında çok bireysel bir eylem. Sadece bedeninle yaptığın sessiz bir hareket. Ama o sabah hem kendi inziva grubumuzla hem de binlerce insanla birlikte yürüyorduk.
Kimisi dua ediyordu.
Kimisi bir dilek diliyordu.
Kimisi sadece sessizce yürüyordu.
Ama herkesin niyetinin iyi olduğunu hissedebiliyordunuz. Bu birlik hissi, inzivanın başlangıcına çok güçlü bir his verdi.



İnzivanın ilk haftasında Vedik ritüel uygulayıcısı Swami Nivedananda da bizimleydi.
Onun hikâyesi Hindistan’da yaşayan insanlar için çok normal anlatılan bir hikâye ama ilk duyduğumda beni gerçekten derinden etkiledi. Tam 25 yıldır bir ateşin koruyuculuğunu yapıyor. Yani o ateşin sönmesine izin vermeden sürekli yanmasını sağlıyor. Ve bundan yalnızca yaklaşık bir hafta kadar ayrı kalabiliyor. Bunu anlatırken herkes için dünyanın en normal şeyiymiş gibi konuşuluyor. Ama bir an durup düşününce insan gerçekten etkileniyor.
25 yıl boyunca bir ateşi korumak… Ne büyük bir sabır, emek ve adanmışlık.
Vedik ritüeller de oldukça etkileyiciydi. Hazırlıkları genellikle bir gün önceden başlıyordu. Mandalalar çiziliyor, ritüel alanı hazırlanıyor, malzemeler düzenleniyordu. Ritüel başladığında ise bambaşka bir atmosfer oluşuyordu. Mantralar eşliğinde arınma, büyük bir dikkat, ateşi besleme… Dışarıdan bakınca büyük bir gösteri gibi görünebilir ama aslında hepsi büyük bir dua. Ve hepsinin merkezinde yine niyet var.



14 günün nasıl geçtiğini gerçekten anlamadım. Sadece bir gün migrenim tuttu. O gün gözlerimi ışık gelmesin diye bir şalla bağlamıştım ama yine de nefes çalışmasına devam ettiğim bir an var. O an oldukça ikonik bir fotoğraf oldu. Sonrasında bir gün pratik yapamadım ama ilginç olan şu ki migrene rağmen kendimi çok zinde hissettim. İnziva boyunca günlük hayatın ritmi tamamen değişiyor. Boş zamanlarımız çok azdı. O zamanlarda da genellikle çamaşırlarımızı elde yıkıyorduk.
Ben normal hayatımda günde yaklaşık 9 saat uyuyan biriyim. Ama inziva sırasında uyku sürem 5–6 saate düşmesine rağmen kendimi çok daha enerjik ve alıcı hissettim. Bu durum inziva bittikten sonra da bir süre devam etti. Yaklaşık iki ay sonra tekrar eski uyku düzenime döndüm ama bu deneyim bana yoğun pratiklerin bedene ne kadar güçlü bir enerji verdiğini gösterdi.



İnziva boyunca yemekler tamamen sattvikti ve hiç baharat kullanılmıyordu. Bu bazı arkadaşlarımızı oldukça zorladı. Ben ise birkaç öğünden sonra buna kolayca alıştım. Bu tür inzivaların amacı sadece yoga yapmak değil, bedeni ve zihni mümkün olduğunca sadeleştirmek.
İlk defa swamilerle aynı yerde yaşayarak bu kadar yakın bir deneyim yaşadım. Karşı odamda kalıyorlardı. Gün içinde koridorda karşılaşıyorduk. Ayağımı böcek ısırdığında yardıma gelenler onlardı. Aynı balkona çamaşırlarımızı astık. Ve o balkon Arunachala manzaralıydı.
Swami Govindananda’ya her baktığımda içimde çok güçlü bir baba enerjisi hissediyordum. Swami olmak “terk almak” demek. Yani bir aile kuramazlar, dolayısıyla baba olamazlar yani hayatla ilgili bir sorumluluk alamazlar. Ama öğrencilerine verdikleri şefkat, neşe ve bilgelikle bir baba figürü gibi var olmak gerçekten çok etkileyiciydi. Swami Nivedananda’ya baktığımda ise hissettiğim şey saflıktı. Koskoca bir insan ama içinde neredeyse bebek gibi saf bir enerji var.



Kaldığımız yerin adı Shivalaya’ydı. Beden ve zihin bu kadar saflaşınca bulunduğun mekânı da bambaşka bir şekilde algılamaya başlıyorsun. Bahçede uzun yürüyüşler yaptım günde birkaç kez. Çiçeklerle çevrili bir yerdi ve neredeyse her gün başka bir çiçeğin açtığını fark ediyordum. Omkar noktası diye isim verdiğimiz yer ise kaldığımız evin en üst katıydı. Oradan Arunachala’yı izleyebiliyorduk. Aklımda hiçbir şey yokken çiçeklere baktım. Ağaçların arasında sessizce yürüdüm. Acelesiz yürüdüm.
Gerçekten acelesiz… 10 metreyi 10 dakikada yürümek gibi. Sanki varılacak hiçbir yer yoktu ve zaman sadece benim için akıyordu.



Felsefe derslerinde ise içimde uzun zamandır olmayan bir şey ortaya çıktı; çizme isteği. Ders boyunca sayfalarca karaladım. O anlar kendimi inanılmaz özgür hissettiğim zamanlardı.
Bu inziva aslında yoğun yoga inzivalarının sadece bir başlangıcı olarak anlatılıyor. Bu pratikler çok daha uzun sürelerle uygulanabiliyor. Ve açıkçası benim de niyetim ileride daha uzun süre bu şekilde uygulayıcı olabilmek.



İnzivanın son akşam yemeği ise tam anlamıyla bir ziyafet oldu. 14 gün boyunca oldukça sade, sattvik ve baharatsız yemekler yemiştik. Bu yüzden son akşam hazırlanan sofranın enerjisi bambaşkaydı. Swami Govindananda o akşam yerinde duramıyordu. Yemek hazırlıkları için bir oraya bir buraya koşturuyor, mutfak ekibiyle birlikte büyük bir uyum içinde çalışıyordu. Onu daha önce hiç böyle görmemiştim. İçinde çocuk gibi bir neşe vardı. Sanki hepimiz için gerçekten özel bir kutlama hazırlıyordu. 14 günün ardından o akşam yemeklerimizi kendimiz almadık. Swami Govindananda tek tek herkesin muz yapraklarına yemekleri kendi elleriyle koydu.
Bu küçük ama çok anlamlı bir andı.
Yemekler gerçekten çok lezzetliydi. Yemekleri nasıl yememiz gerektiğini, hangi sırayla yiyeceğimizi, hangi yöne dönerek oturmamız gerektiğini bile konuştuk. O akşam yalnızca bir yemek değil, aslında inzivanın tamamını onurlandıran bir kapanış yaşadık.



Denemek isteyenler için söyleyebilirim ki bu gerçekten çok özel bir deneyim. Benim için ise çok büyük bir özlemle hatırlayacağım bir zaman dilimi oldu.
Ve sanırım bu hikâyenin en sevdiğim taraflarından biri de oraya nasıl gittiğim.
Aslında içimde uzun zamandır yola çıkma isteği vardı. Ama şartların çok da elverişli olmadığını düşünüyordum. İyi ki tüm şartlar oluşmuş canım Damla Hocam’ın rüyalarına, zihnine girip beni de götür bu inzivaya demişim:) Gerçekten biraz mistik bir hikâye. Yola çıkma niyeti içimde zaten vardı ama o yolun nasıl açıldığını görmek benim için ayrı bir deneyim oldu.
Şimdi dönüp baktığımda sadece bir yoga inzivası değil, aynı zamanda hayatın bazen nasıl görünmez şekillerde akabildiğini hatırlatan bir yolculuk olduğunu hissediyorum. Ve sanırım en güzel tarafı da buydu.

Harika ve merak uyandırıcı, paylaşım için teşekkürler🍀 gittiğimde yapabilir miyim kendimden çok emin değilim ama🫣 ileride beni de götürmenizi isterim, neden olmasın🧚♀️
Paylaşım için teşekkür ederim 🌿
Aslında oraya gitmek için çok “hazır” olmak gerekmiyor. Çoğu zaman insan zaten hazır olmadığı için böyle bir deneyime ihtiyaç duyuyor. 😊
Belki bir gün gerçekten birlikte gideriz🚀🚀🚀